ezgi's profileKendime sonsuz saçmalama...PhotosBlogLists Tools Help

Kendime sonsuz saçmalama hakkı tanıyorum! Arada Saçmalamayabilirim de, satır aralarını da okuyunuz.

April 02

Mavi

En en en en en off sonsuza uzayabilir en sevdiğim filmler 13 yaş üzeri ve olumsuz davranışlara neden olabillir diye ibare konulan filmler...

En en en en en en en sevdiğim his ne kızgın kumlardan serin sulara atlamak, ne de naneli sakızın ferahlığı, hani yeni yıkanmış çarşafın serinliği olur ya ilk uzandığınızda yatağa, hele de hava sıcak mı sıcaksa... Az sürer, sonsuza kadar sürsün istersiniz. Evet sonsuza kadar sürebilitesi olan birşey yoktur.

TCDD'nin yemekli vagonlarının garsonları sağolsun, pek keyifli bir gün geçirdik. Biri masanın üzerindeki kitabı görüp "Aşkın Z'si var mı ki diye sordu. "Ne biliyim ben, casablanca filminde bergman'ın elbisesi ne renkti diye diye sorsan cevaplarım ama aşk meşk tuhaf işler bunlar..." Giderken de "ayağınıza sağlık" dediler. Bir nevi Mısır Prensesi muamelesi, hayırdır?

Ben bilmem...

Mavi.

Elbise.

Çamaşır makinalarını seviyorum.

Hele kurumuş ve yeni yıkanmış çarşafların serinliğini daha çok seviyorum.

Mavi çarşafları da en çok seviyorum.

Katıştıracak videom yok.
March 30

Ayar ayar üstüne...

Uzun zamandır saçmalayasım mı gelmedi yoksa kendime başka mecralar mı buldum bilinmez, oha tam bir sen olmuş buralara yazmayalı!
 
En son geçen sene bu aylarda zırvalamışım, zaten burası çok kişisel bir alan, okunduğunu bile bilmeden yazıp çiziyorken bir baktım ki 367 ziyaretçi, yuh!
 
Kendilerinden özür dilerim, zira çok kişisel zırvalara maruz bıraktım ruhlarını. Şöyle bir dönüp okudum da en özel alanım olmuş burası.
 
Zırvalamaktan farklı birşey yapmıyorum burada doğrusunu isterseniz, örneğin bu sabah uyandığımda çamaşır makinası olan bir evde yaşamanın ne muhteşem olduğunu düşünüp keyiflendim.(sevgi pıtırcığı volum 10) Ama gerçekten keyifli, yani elde çamaşır yıkamak artık zor gelmese de çamaşır makinaları bir başka...
 
İstanbul'da olduğumu söylemeye gerek yok sanırım, çamaşır makinası demek, İstanbul demek benim için.
 
Dün gece trende Ülker ile yemek yerken o kadar konuştuk o kadar konuştuk ki en sonunda konu kişisel özgürlüğe geldi dayandı, polis emeklisi bir teyzeden bir güzel ayar aldık sonunda. "Olmaz" dedi, "Gençlere göre özgürlük ne demek merak ediyorum." diye başladı, 25 yıllık tecrübesinde ne kadar çocuk aldıran, onunla bununla yatıp kalkan, kız arkadaşını satan, uyuşturucu batağına düşmüş hatun varsa hepsini sayıp döktü. Ülker'le az kalsın okulu bırakmaya karar verecektik. Teyzeye her ne kadar hatun milletinin kendine saygısı olması gerektiğinden, akıl fikir sahibi olmak gerektiğinden, kimsenin korumayacağından önce kendi gardımızı almamız gerektiğinden dem vurduysak da "öyle olmuyor işte" deyip durdu. Resmen ayar yani...Tecrübe konuştu...:) Özgürlük deyince teyzenin aklına sadece özgür seksin gelmesi ne acı... Bir kızcağız varmış, o kadar çocuk aldırıyor, o kadar çocuk aldırıyormuş ki en sonunda doktor kıza "kızım sen hiç gelme, tuvalette başının çaresine bak" demiş.
 
Tren sohbetlerini seviyorum. Başka ne zaman göreceğinizi bilmediğiniz insanlarla hoşbeş ediyorsunuz.
 
Çamaşır makinalarını daha çok seviyorum ama.
 
Altta video katıştır yazıyor, çok komik. Katıştıracak videom bile yok.
 
 
 
May 16

Dreaming Tree Has Died

standing here
the old man said to me
"long before these crowded streets
here stood my dreaming tree"
below it he would sit
for hours at a time
now progress takes away
what forever took to find
now he's falling hard
he feels the falling dark
how he longs to be
beneath his dreaming tree
conquered fear to climb
a moment froze in time
when the girl who first he kissed
promised him she'd be his
remembered mother's words
there beneath the tree
"no matter what the world
you'll always be my baby"
mommy come quick
the dreaming tree has died
the air is growing thick
a fear he cannot hide
the dreaming tree has died

oh have you no pity
this thing i do
i do not deny it
all through this smile
as crooked as danger
i do not deny
i know in my mind
i would leave you now
if i had the strength to
i would leave you up
to your own devices
will you not talk
can you take pity
i don't ask much
but won't you speak
please
from the start
she knew she had it made
easy up 'til then
for sure she'd make the grade
adorers came in hordes
to lay down in her wake
she gave it all she had
but treasures slowly fade
now she's falling hard
she feels the fall of dark
how did this fall apart
she drinks to fill it up
a smile of sweetest flowers
wilted so and soured
black tears stain the cheeks
that once were so admired
she thinks when she was small
there on her father's knee
how he had promised her
"you'll always be my baby"
"daddy come quick
the dreaming tree has died
i can't find my way home
there is no place to hide
the dreaming tree has died"
take me back
save me please
May 11

Ben Encok Aksam Üzerlerini Severim...

Özellikle saat 3 ile 7 arasını...Eğer Manic Salı değilse dersler bitmis, bana ait zamanlar baslamıstır, hele de güneşli de bir günse...Saat 5 oldugunda Jimmy Buffet calar kafamin icinde, It's five o'clock somewhere...

Garip inanışlarım vardır, örneğin sorunlu ve kötü bir günün ardından uykuya kaçtığımda sabah olunca herşeyin düzelivereceğine inanırım. Son 1 senedir güneş ışığı camdan girer girmez uyanma gibi bir alışkanlık edindiğimden yatakta duvar tarafına dönüp yorganı kafama çekince gece olduğuna inanmaya çalışıyorum.

Bi de su aralar kız kuş olup uçacağıma inanasım geliyor...Antony gibi her gün dilimde o dizeler: "I'm a bird girl and bird girls can fly..."

Şeffaf banta kopya yazma işime dönmem gerek...Çabuk bitirirsem uyuyabilirim.:)


May 06

Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer, Zaten Kartallar da Yüksek Uçar...

Beni bilen bilir...Asla entelijasyon kaygılarıyla değil dinlemeye kayda değer buldugum şarkılar yapılmadığı için Türkçe sözlü müzik dendiğinde hep eskilere gider aklım-kulağım. Şarkıların sözlerini önemli addederim ve kendimce lirik ve bir öykü anlatan parçaları severim. Yeni Türkü'nin Başka Türlü Birşey'i, Telli Turnasi, Maskeli Balo'su, Yağmur'un Elleri'ni, Rüzgar'ını, Çember'ini, neyse uzatmiyim, şarkılarının hepsini, Grup Gündoğarken'den Sen Benim Şarkılarımsın'ı ve Ankara'dan Abim Geldi'yi, Leman Sam öksürse bile dinlerim, Sezen'den Davet'i, Son Sardunyalar'ı...Zuhal Olcay'ı, Nilüfer'i...Ve eski Yeşilçam'ın hafif cızırtılı şarkıları... Söylediğimde inanmazlar, Bergen'in sesine hayranımdır. "Dert Bende, Derman Sende"yi dinleyip deli efkarlanmışlığım vardır, bir de trende ağlamışlığım. Söylerim de inanmazlar, benim de arabesk yanım bir o, bir de Kamuran Akkor işte.
 
 
Yeniler deseniz 5 şarkı sayamam...Demeyin de zaten...Mümkünse benden uzak...derken Yüksek Sadakat diye bir grup dinlettiler. "Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer" i...
 
 gul renginde gun dogarken
bogazdan gemiler usulca gecerken
gel cıkalım bu sehirden
agaclar, gokyuzu ve toprak uyurken
dolasalım kumsallarda
cılgın kalabalık artık uzaklarda
yorulursan yaslan bana
sarılıp uyuyalım gun batımında

belki ustumuzden bir kus gecer kanadından bir tuy duser
iner done done gok yuzunden
hicbir yuz guzel degil senin yuzunden
haydi kalk gidelim bu sehirden
gun dogarken yada gunes batarken
belki kuslar gecer ustumuzden kanatları senin ellerinden.
 
Elimde olmadan şarkı sözü kalitesinde özellikle Dave Matthews şarkılarını baz alırım,mesela Crush'ı. Türkçe sözde ise bu kıyaslamaya kalkış(a)mam bile.
 
 crazy how it feels tonight
crazy how you make it all alright love
you crush me with the things you do
i do for you anything too
sitting, smoking, feeling high
in this moment it feels so right

lovely lady
i am at your feet
god i want you so badly
i wonder this
could tomorrow be
so wonderous as you there sleeping?

let's go driving 'til morning comes
watch the sunrise
to fill our souls up
drink some wine 'til we get drunk

it's crazy i'm thinking
just knowing that the world is round
here i'm dancing on the ground
am i right side up or upside down
is this real or am i dreaming?

lovely lady
let me drink you please
i won't spill a drop, i promise you

lying under this spell you cast on me
each moment
the more i love you
crush me
come on

it's crazy i'm thinking
just knowing that the world is round
here i'm dancing on the ground
am i right side up or upside down
is this real or am i dreaming?

lovely lady
i will treat you sweetly
adore you
i mean
you crush me

it's time like these
when my faith i feel
and i know
how i love you
come on
lady

it's crazy i'm thinking
just knowing that the world is round
here i'm dancing on the ground
am i right side up or upside down
to each other we'll be facing
by love we'll beat back the pain we've found
you know
i mean to tell you all the things i've been thinking deep inside
my friend
with each moment the more i love you

crush me
come on
lady
so much you have given love
that i would give you back
again and again
meaning i'll hold
and please let me always
 
Yahu asıl diyeceğim şudur ki evet son günlerde dinlediğim en iyi şarkılardan, ayrıca bi yüreklenip Pevane şarkılarını da dinledim, bi de Aydilge adında bir yorumcunun Küçük Şarkılar Evreni albümünü merak ediyorum.
 
Bir yandan Pazarlama Yönetimi çalışırken Kartallar Yüksek Uçar filminin öyle bir 15 dk.sını izledim. Fotoğraf ordan...Çilekli Milkshake İstanbul'dan... Bi de burdan Bahar şenliği...
 
Belki üstümüzden kartal geçer...
 
 
April 30

Pirinç Pilavı

Uydurma tarifim ama enfes olmuştu doğrusu:

1,5 bardak kepekli pirinç

Birkaç yaprak ıspanak

Havuç-2 ad.

Pırasa-2 sap mı denir-

Biraz fasülyem vardı konserve ben ondan da koydum

Tuz-çok az kimyon-karabiber

Sebzeleri dograyin, pilav tenceresinden ilk önce havuçlardan başlayıp soteleyin. Renkleri değişince kepekli ya da normal, pirinci ekleyin, pirinçler şeffaflaşıncaya kadar karıştırarak kavurun.Baharatları katın. Kepekli pirinç için su miktarını biraz fazla tutmak gerekiyor,normal pirinç için 1 e 2 ölçü suyunu ekleyin. Kapağını kapatıp kısık ateşte pişirin. Fasulye isteğe bağlı eklenir.Sonra bırakınız demlensin.

Salatalıklarla süslediğiniz tabağa güzelce servis edin.
April 28

2 Gün İstanbul

 
Sabah 7'ye 5 kala... Bostancı Sabit Pazarı bomboş, Bostancı'da yarı deniz yarı da b.k kokusu...İsanbul'dayım.
 
Berbat ile birlike evin kapısını çaldık. Annem saçlarını boyatmış, güzel olmuş. Özlemişim bu evin kokusunu...Parke yerlerde pıtır pıtır yürümeyi...Kedileri...
 
Ve buzdolabını...İlk gözüme çarpan şey bir kasenin içineki çilekler...
 
Felicitacığı da çileklerle fotoğrafladım.
 
Cancanı ise bir türlü paylaşamadıkları fareleri ile...
 
Billy Ocean-Suddenly çalıyor, serince bir İstanbul Cuma'sı...
 
Ezgi nerde diye soranlara Cuma'ya gitti diyiverin bi zahmet...
April 27

Ezgi'nin Şansı

 
Önce fotoğraflar...İç mekanda çok başarılı olmayan dijitalim ile çektiğim La Traviata Operası'ndan bir kare. Oyunun ilk perdesinden.
 
Diğer fotoğraf ise Eskişehir Opera Binası'nın bahçesinin çiçeklerinden... Bir de maviler var ama onlar iyi çıkmamışlar. Kırmızı ile de biraz oynadım resim düzenleyici ile...
 
Gelelim başlığa...3-4 senerdir Eskişehir'de hiçbir etkinliğe bilet bulamadığım olmadı. Etkinlikler ucuz olduğundan çoğu zaman biletler tükenir günler öncesinden, ama ben son güne bırakmış da olsam her ne hikmetse bilet bulurum. Artık şans deyin, tesadüf ya da olacağı varmış, olmuş deyin... Son gün gişeye giderim, görevli "bilet kalmadı" dese bile "iptal olmadı mı?, olursa haberdar eder misiniz, telefonunuzu verin, ben saat başı sizi arayıp sorayım." şeklinde ciğerci kedisi misali dolanır dururum. Ve çoğunlukla da kaparım bileti...
 
Ama asıl başarım tiyatro-konser salonu kapılarında, temsil başlamadan 15-20 dak. öncedir. Eskişehir'in Opera Binası'ndaki görevliler artık şu soruma alışıklar:" Elinizde bilet kaldı mı, arkadaşım çok istedi gelmeyi de..."?  Bütün sevimliliğimi-varsa eğer- kullanırım veeee...Hiç biletsiz kaldığım olmadı... Dün La Traviata'da da bilet bulamadığımız Yelda için denedim şansımı...Resepsiyon'daki kibar beye: "Arkadaşım çok istemişti gelmeyi ama biletler bitmişti...Acaba gelmekten vazgeçen oldu mu?" diye sordum, O da "Yok şimdilik bize gelen ama bakalım bir. Bulursak sizin için ayırırız." dedi. 5 dakika sonra takım elbiseli bir görevli: "Bilet bulabildik, resepsiyonda." dedi. Gittim, kibar ve güleryüzlü görevli: "Biletinizi bulduk. Arkadaşımıza sevimli, güzel ve esmer bir bayan diye tarif ettik sizi, neyse ki eliyle koymuş gibi buldu..." diyiverdi. "Ne kadar ödemem gerekiyor?" soruma ise "Bir dosttan hediye" cevabını aldım. En şapşal sırıtışımla teşekkür edip Yelda'ya evden uçması için telefon ettim, zira La Traviata'nın başlamasında 15 dakika vardı. Yelda da uçtu zaten...
 
Olur da bedava veya son dakika bilet gereksiniminiz our, sevimli, esmer kıza yazmanız yeter.
Ben bulurum. İddialıyım.
 
 

Gölge ve Meridyen

"Bugünlerde dünyayı bir fotoğraf makinasının objektifinden izliyorum ve bu bana güven veriyor; çevremdeki gerçekler çevrelenip kesin olarak tanımlanmış gibi geliyor. Herşey, görünüşümün ve belleğimin yardımcı organı, varlığımın bir uzantısı olan karenin içinde kapalı olduğu için onları kavrarken, evrenin uçsuz bucaksızlığından kaynaklanan o rahatsız edici baş dönmelerine kapılmıyorum."
 
Paolo Maurensing-Gölge ve Meridyen-Dost Yayınları
 
 
Aynı yazarın betimlediği gibiyim ben de. Bir fotoğraf makinesinin objektifinden bakıyorum dünyaya, üstelik diyaframım en açıkta, B modunda. Makinemi yeni yeni tam randıman kullanmaya başladım.
 
Bütün güzelliklerine rağmen sokak kedilerini fotoğraflamaktan kaçınıyorum... Gözlerini gözümün içine dikiyor ve dakikalarca bakıyorlar. O zaman içimden parçalar kırılıp, kopuyor. Hele güzelliklerini fotoğraflamışsam yeniden o kareye baktığımda "Acaba yaşıyor mudur?" soruları kemiriyor beynimi... Çekmek istemememin nedeni bu olsa da beynmdeki fotoğraf makinası durmuyor. Bu akşam, La Traviata'dan dönerken cadde kenarında karşılaştığım biri alacalı, diğeri güzeller güzeli 2 kedinin fotoğrafını kaydetti bile aklımın objektifi... Gözlerinin içine bakarak "Dikkatli olun..." demekten başkası gelmedi elimden...
 
 
 
 
Photo 1 of 41
More albums (1)
No list items have been added yet.
Corto Maltese
by 
by 

ezgi aktas